MEHMETCİKLERİN ÖYKÜSÜ BÖLÜM 3: KITADA

BÖLÜM 3: KITADA

“ Otobüse bindirdiler
Kıtamıza indirdiler
Yılgı bilmez beyler idik
Tekme tokat sindirler.”

Eli bavullu, saçı traşlı memetler
Görününce nizamiyede

Ağzı kulaklarına varan kimi memetler vardır ki
Bunlar tezkereci memetler olup
Gelenlere torun, kendilerine dede derler
Ve 15 ay bir fiil torun yolu gözlediklerinden
Sanki kırk yıllık ahbaplarını karşılıyor gibi
Karşılarlar gelenleri
Sarmaş dolaş olunur.
Toprak aranır.
Memleketler sorulur.

Elbette, bir anlam veremez
Olup bitene torun memetler
Bir yanda diş bileyen üst devreler
Bir yanda kol – kanat geren dedeler.

Memet için
Dayak yiyen boksörün
devre arası gibi bir şeydir
bu durum
yani;
Dedesi var oldukça rahattır torun memet
Dede korur gözetir-Torun sever sayar
Dede nereye torun oraya
Birlikte yer içer
Yan yana yatar uyurlar

Bu hamilik fazla uzun sürmese de
Bir günün beyliği beyliktir buralarda

Ve gün gelir.
Dedeler toplar valizi, alır tezkereyi
Binerler otobüse…

ERTESİ GÜN.

İşte memet için askerliğin başladığı gün
Asıl bu gündür.
Gün ışımadan kaldırırlar alt devre memetleri
Üst devre memetler
Toplayıp bir araya nutuk çekip gözdağı verirler
Ve tabi ki ne kadar angarya ve boktan iş varsa
hepsini de beraber oracıkta itelerler
memetlere-memetler
Kömür çekilecek memet
Odun kırılacak memet
Soba yakılacak memet
Kar kürenecek
Mıntıka yapılacak
Taş taşınacak
Çöp atılacak

yani ne kadar edilecek yapılacak varsa
hep en alt devre memetlere yıkılır.
İş bununla kalmaz
Memet yemehanede en son yer
Banyoda en son yıkanır
Gazinoda en sona oturur
Telefonu en son kullanır. vs
Uzun lafın kısası.
Memet angaryada birinci,
Kuyruklarda sonuncudur.
Tabi itilip kakılmakta çabası

Ne olacak bu memetin hali
Elbet iyi olacak
Bir alt devre gelince
Onlar da kurtulacak

Gel üç ay geeeeel…!

Askerlik süresi 18 ay olsa da
Aslında tam olarak 6 aydır.
İlk 3 ayı acemilik
Diğer 3 ayı ise rezilliktir.

Altı ayın sonunda memetler
Önce huzura
Sonra rahata varırlar.
Gerisi ise bir uzun hasret türküsüdür.

YOKSUL ÇİFTÇİ

İskoçya’da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Flemingdi adı. Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı.
Ertesi gün Flemingin evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini.
-Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum.. dedi.

Yoksul ve onurlu Fleming ;
-Kabul edemem!.. diyerek ödülü geri . çevirdi.

Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü.
-Bu senin oğlun mu?.. diye sordu aristokrat.

Çiftçi gururla:-Evet!.. dedi.

Aristokrat devam etti ;
-Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.
Bu konuşmalar sonunda Flemingin oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. Çiftçi Flemingin oğlu Londradaki St. Marys Hospital Tıp Fakültesi den mezun oldu ve tüm dünyaya adını penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu.
Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreeye yakalandı. Onu ne mi kurtardı?
Penisilin!
Aristokratın adı : Lord Randolp Churchill di…
Oğlunun adi ise : Sir Winston Churchill.


Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.

Hiç acı çekmemiş gibi sevin.

Hiçbir şey beklemeden verin.

Karşılığını mutlaka bir gün alırsınız…

İyilik

İSLAM DÜNYASINDA BİLİMSEL GERİLEMENİN SEBEBLERİ

Aydın SAYILI’ya göre….

Ortaçağ’da İslam ülkelerinde 8. yüzyılın sonlarında başlayarak büyük bir gelişme gösteren bilim, yaklaşık dört yüz yıllık parlak bir dönemin ardından 12. yüzyılın sonlarından itibaren gerilemeye ve sönmeye başladı. Bilimin İslam dünyasındaki yükselişinin ve sönüşünün nedenleri yıllardan beri birçok araştırmanın ve tartışmanın konusu olmuştur ve günümüzde de olmaya devam etmektedir.
Büyük bilim tarihçimiz Aydın Sayılı (1913-1993) da bu konuda çok önemli araştırmalar yapmıştır. Sayılı, son derece kapsamlı analizlerle bu konuya en aydınlatıcı açıklamaları getirmiş olan bir bilim insanımızdır. Aydın Sayılı’nın Ortaçağ’da İslam ülkelerinde büyük bir gelişme göstermiş olan bilimin daha sonraki gerilemesinin nedenleri arasında saydığı faktörlerden bazılar şunlardır.
1- İslam dünyası, Galileo’lar Kepler’ler, Nevton’lar yaratmadı, fakat Avrupa’da yeni bilimsel çağın nihai doğuşunun zeminini hazırladı. İslam dünyası, Yunan biliminin düzeyinden daha yüksek noktalara ulaşmasında rol oynadı, fakat muhtemelen bu sırada kuvvetini çok harcadı..
2- Din merkezli toplumlarda bilim ile dinin uzlaştırılması, bilimin gelişiminde önemlidir. Avrupa’da bu uzlaştırma sağlanabildi, fakat İslam dünyası bunu başaramadı.
Avrupa’da teoloji tüm bilimlerin kraliçesi olarak kabul ediliyordu. Ayrıca teologlar en eğitimli kesimdi. Buna karşlık Müslümanlar bilgiyi nakli ve akli bilgiler olarak ikiye ayırdılar. Bu iki bilgi türünün edinme metotları da farklıydı. Akli bilimler insan zihninin, nakli bilimler ise vahyin ürünü olarak kabul ediliyordu.
3- Bilimlerin bu şekilde iki sınıfa ayrılması, doğal olarak iki sınıf bilim arasında değer farklılaşmasına yol açtı. Nakli bilimler daha değerli bilimler olarak görüldü, akli bilimler ise ikinci sıraya düştü..
4- İslam dünyasında eğitime büyük önem veriliyordu. eğitim kurumları bireylerin gelişmi için çok yaygın olarak hizmet veriyordu. Fakat bu eğitim, özellikle 13. yüzyıldan başlayarak sadece nakli bilimler temelinde verilmeye başlandı. Akli bilimler ve felsefe medrese müfredatının dışında kaldı.
5- Akli bilimlerin ve felsefenin medrese eğitimin dışında kalması, bu bilimlerin incelenebilmesinin, eğitiminin alınabilmesinin ve yaygınlaşabilmesinin sadece özel imkanlara bağlı hale gelmesine yol açtı. Oysa Avrupa’da durum çok farklı bir biçimde gelişti. Aristoteles üzerine konan yasaklamalar 13. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ortadan kalktı ve o tarihten itibaren Aristoteles üniversite eğitiminde önemli bir pozisyon elde etmeye başladı.
6 – Seküler bilimlerin ve felsefenin İslam’ın erken dönemlerinde daha kabul edilebilir olmasının bir nedeni de, o dönemlerinde İslami teolojinin henüz yüksek bir düzeye ulaşmamış olması olabilir. Başlangıçta Yunan filozoflarıyla İslam düşünürleri arasındaki anlaşmazlık noktaları henüz çok açık değildi.
7- Hıristiyanlık kilisede örgütlenmişti ve Müslümanlıkta buna eşdeğer bir kurumsallaşma yoktu. Bilindiği gibi İslamda Hıristiyanlıktakiyle karşılaştırılabilecek bir dini hiyerarşi yoktur. bu nedenle İslam teolojisindeki gelişmeler bireysel çabalara bağlıydı, doktrinlerin resmi olarak kabul edilmesini sağlayan bir mekanizma niteliğinde konseyler bulunmuyordu ve bunun sonucu olarak da İslamda fikirlerin uyuşması için ilahiyatçıların ve hatta halk kitlelerinin uzlaşması gerekiyordu.
8- Din ve felsefe arasında uzlaşma sağlamaktaki başarısızlığın sonucu olarak da, Müslümanlar doğal süreçlerin belirli değişmez ilkelere bağlı olarak işlediğini kabullenme konusunda kararsız kaldılar.
9- İslamda teoloji ve felsefe, birbirlerinden kesin bir biçimde ayrılmıştı. Oysa Avrupa’da teoloji ve felsefe arasında böyle açık bir ayrım ve karşıtlı yoktu. Gazali, ” Ben teolojiyi bitirdikten sonra felsefeye başladım.” diyordu.
10- İslam dünyasında politik iktidarların sık sık değişmesi, genellikle kültürel merkezlerin de değişmesine neden oluyordu. Bu konudaki istikrarsızlık bilimin gelimesini de olumsuz yönde etkilemiştir.

Kaynak: Aydın Sayılı, ” The Causes of the decline of scientific work in islam”, The Obsevatory in İslam and its place in the general history of he observatory, 1988, ikinci baskı, Ankara, s.407-429

YASAKLAR VE YASAKÇI ZİHNİYET

YILLARDIR BU COĞRAFYADA KENDİSİNİ HALKTAN DAHA ÜSTÜN GÖREN VE HALKIN NE AKLINA NE AHLAKINA GÜVENEMEYEN KENDİSİ İKTİDARSIZ AMA HÜKÜM EDEN TÜM YÖNETİMLERİ VE YASAKÇI ZİHNİYETLERİ ESHEFLE KINIYORUM

HANGİ ZEKA YOKSUNU KAFA TÜM GOOGLE BLOGLARINA ERİŞİMİ YASAKLAR…

BU NE BİÇİM BİR DÜŞÜNME TARZIDIR…

MEHMETCİKLERİN ÖYKÜSÜ BÖLÜM 3: KITADA


BÖLÜM 3: KITADA

“ Otobüse bindirdiler
Kıtamıza indirdiler
Yılgı bilmez beyler idik
Tekme tokat sindirler.”

Eli bavullu, saçı traşlı memetler
Görününce nizamiyede

Ağzı kulaklarına varan kimi memetler vardır ki
Bunlar tezkereci memetler olup
Gelenlere torun, kendilerine dede derler
Ve 15 ay bir fiil torun yolu gözlediklerinden
Sanki kırk yıllık ahbaplarını karşılıyor gibi
Karşılarlar gelenleri
Sarmaş dolaş olunur.
Toprak aranır.
Memleketler sorulur.

Elbette, bir anlam veremez
Olup bitene torun memetler
Bir yanda diş bileyen üst devreler
Bir yanda kol – kanat geren dedeler.

Memet için
Dayak yiyen boksörün
devre arası gibi bir şeydir
bu durum
yani;
Dedesi var oldukça rahattır torun memet
Dede korur gözetir-Torun sever sayar
Dede nereye torun oraya
Birlikte yer içer
Yan yana yatar uyurlar

Bu hamilik fazla uzun sürmese de
Bir günün beyliği beyliktir buralarda

Ve gün gelir.
Dedeler toplar valizi, alır tezkereyi
Binerler otobüse…

ERTESİ GÜN.

İşte memet için askerliğin başladığı gün
Asıl bu gündür.
Gün ışımadan kaldırırlar alt devre memetleri
Üst devre memetler
Toplayıp bir araya nutuk çekip gözdağı verirler
Ve tabi ki ne kadar angarya ve boktan iş varsa
hepsini de beraber oracıkta itelerler
memetlere-memetler
Kömür çekilecek memet
Odun kırılacak memet
Soba yakılacak memet
Kar kürenecek
Mıntıka yapılacak
Taş taşınacak
Çöp atılacak

yani ne kadar edilecek yapılacak varsa
hep en alt devre memetlere yıkılır.
İş bununla kalmaz
Memet yemehanede en son yer
Banyoda en son yıkanır
Gazinoda en sona oturur
Telefonu en son kullanır. vs
Uzun lafın kısası.
Memet angaryada birinci,
Kuyruklarda sonuncudur.
Tabi itilip kakılmakta çabası

Ne olacak bu memetin hali
Elbet iyi olacak
Bir alt devre gelince
Onlar da kurtulacak

Gel üç ay geeeeel…!

Askerlik süresi 18 ay olsa da
Aslında tam olarak 6 aydır.
İlk 3 ayı acemilik
Diğer 3 ayı ise rezilliktir.

Altı ayın sonunda memetler
Önce huzura
Sonra rahata varırlar.
Gerisi ise bir uzun hasret türküsüdür.

YAZILIRSA SÜRECEK…

2 BÖLÜM Memet acemioğlanocağında.



2 BÖLÜM “ Memet acemioğlanocağında. “

“ Askere geldim soyun dediler
Elbise yerine çuval verdiler
Sağa döndüm okkalı bir küfür
Sola döndüm yatırıp tekmelediler. “

Memetler gelipte
Birikince nizamiyeye,
Kendileri gibi bir memet
Alıp götürür onları.
Tıraş ettirir,
Banyo ettirir,
Tanıtır civarı
Kılavuz memet üst devredir
Havalı mı havalı
Getirir memetleri depoya
Ve her bir memet’e
Verilir üniforması
Soyunup oracıkta
Bir heves giyer memet
Kimi kaybolur içinde
Kimi neylese sığamaz
Ve
Bir takastır başlar memetler arasında
Her bir memet
Kendine az çok uyabilecek
Bir üniforma telaşesinde
Ve
Akşam olupta
Kararınca gökyüzü
Yatırırlar memetleri
Koğuşa.
Elli memet
Yüz memet
Altlı
Üstlü
Sıralı
Horlayıp – hırlayarak,
Bağırıp – sayıklayarak
Yellenip – osurarak
Yatar.

Yatar ama..
Memeti uyku tutmaz
İlk gece
Ömründe
Belki ilk kez düşünür
Memet
Memleketindeki
Anasını – babasını,
Geride bıraktığı
Gözleri kara davasını
Düşünür.

Düşünür de dertlenir
Dertlenir de
Efkar basar yüreğini
Ancak,
Efkarını türkü yapıp çığıramaz
Neylesin

İşte bundandır, belki de
Her bir memetin
Mum gibi olması
Ve bir mum gibi eriyip
Tükenircesine
Yanması.

EĞİTİMDE..

Acemioğlanocağında.,

Hep bir şaşkınlığa
Şaşırmışlığa
Doğduğundan
Güneş.
Şaşkın,
Şabalak bir halde ki
Acemi memetleri

Alıp götürür.
İki pırpır bir memet
İçtimadan
Eğitim alanına..

ve ., başlar bir kasırga

memet YAT ! der.
Yatar memetler.
Memet KALK ! der
Kalkar memetler.
Memet ÇÖK ! der,
ÇÖMEL der,
DÖN der.
Çöker,
Çömelir,
Döner memetler.

Ve
Toz – toprak
Çakıl – çamur
Diken – tümsek
Demeden,
Süründürür
Memet
Memeti

Kızar da
Alamazda hırsını,
Bir güzel söver.
Olmadı.
Bir temiz döver.

Burası asker ocağı,
Şahin bey bilir kargayı,
Ve
Kuzu daima boğar kurdu.

Yani
Memet dövülse karşı gelmez,
Sövülse çıkmaz gıkı

Çünkü,
Eyvallah demiştir
Bir kez her şeye
Zaman zaman
Karşı gelip
Hakkının aramaya
Çalışanı olsa da.
Karakuşlar gibi çavuşlar
Toplanıp
Bir güzel pataklarlar
Hakkını arayanı

Velhasıl:
Tekme – tokat
Sövgü – yergi
Azar – şamar
Gelir – geçer ÜÇ AY.!
Bu
Öyle bir üç aydır ki
Silinmez izi
Bir ömür boyu
Memetin hatırasından.

Ve
Tek girdiği kapıdan,
Bir koğuş arkadaşla
Gözlerinde yaşlarla
Terk eyler memetler
Acemioğlanocağını
Bir valizi toplar gibi
Toplayıp götürerek
Acı – tatlı anılarını

MEYİL İZNİ..

Üç ay süren acemilik eğitiminin ardından Mehmetçikler ana kıtalarına sevk için on günlük meyil izni alırlar. Her Mehmetçik bu kısacık zaman aralığını memleketinde geçirir. Hasret giderir, ziyaret kabul eder. Sohbet eder ve gizlice buluşur yavuklusuyla ki birebir katarak birazda abartarak anlatır yaşadıklarını. On günlük meyil izninin nihayetinde esas birliklerine katılarak, ödemek için vatan borcunun kalanını, baba ocağından ayrılıp bir kez daha memleketin dört bir yanına dağılırlar.

Otobüste.

Memet; dalgın ve dargın bakarken otobüsün penceresinden akıp giden manzaraya, acıyla sancılanan zihninden şöyle bir mani geçer… ve açıp karalar defterine.

“ Dayak attılar ölmemişim.
Küfür ettiler duymamışım.
On günlük bir misafirlik.
Anam sana doymamışım.

MEHMET’İN ÖYKÜSÜ..


MEHMET’İN ÖYKÜSÜ

1 BÖLÜM “ Mehmet’in Pusulası Gelmiştir. “

“ Gün aşarken karşı dağları
Bir akşam üstü aldım pusulayı
Anam babam şöyle dursun
Nasıl bırakırım o gözleri karayı “

Burası bizim memleket
Yaşı ondokuz olunca
Her Türk erkeği olur
Bir memet

Memet alınca pusulayı
Tutar askerlik şubesinin yolunu,
Kapıdan girer girmez
Bakar ki memet
İçeriside kendi gibi
Tekmil memetlerle dolu
Bekleşirler…
Ve.
Memetler ilk emirlerini alırlar,
Don dahil çıkarırlar
Bir payanda arkasında
Üzerlerinde ne varsa.
Sözde muayene eder Doktor .,
Memedi,
Yekinmeden yerinden
Bir derdin
Hastalığın var mı ?
Diye soruverir yalnızca

Memet derdi olsa da
Söylemez.
Çünkü,
Kutsal sayar askerliği
Vatan der
Millet der
Görev der
Deyipte
Bitirince muayeneyi
Yarı sevindirik
Çekip gider köyüne…

KÖYDE

Memet bir zaman
El ayak çekip
İşten güçten
Yeyip, içip gezer.
Ve ömründe hiç gitmediği kadar
Davete gider

Şerefine masalar kurulur,
Davullar çalınır.
Tavuk yer
Rakı içer
Şarap içer
Ve kendinden geçer
Nara atar
Türkü söyler memet
En çokta hasret türkülerini
Sever.

memet bir başka
bakar olmuştur artık
yavuklusuna
elinde olsa
cebine koyup götürecek
kızcağızı.
Ama götüremez.
Götüremediği gibi
Gözünü de
Gönlünü de bırakıp
Gidecektir, geride.
Böylece
Şen şakrak
Gurbet hasret
Geçip giderken günler
Jandarma getirir sülüsü
Ve
Bir akşam üstü
Ana babası
Yakın akrabası
Ve bir arkadaş sürüsü
Bağıra çağıra
Cümbüş curcuna
Akranlarıyla beraber
Memleketin dört bir yanında
Bindirirler Memedi otobasa
.,
memedin aklı karışıktır.
Ayrılık saati gelip çatmıştır.
Bir gözleri yaşlı anasına
Birde mahzun ve üzgün babasına
Sarılır.
Helalleşip tokalaştıkça
Dolar içi memedin
Bulutlanır gözleri…

Memed karıştırır bir an
En büyük asker mi
Yoksa en üzgün nefer mi olduğunu

Doldururken otobüste kendine ayrılan koltuğunu
Tutamadığı gözyaşları
Sel olup
Akıverir, yanaklarına.
Yaşlı gözlerle
El sallarken memed
Geride bıraktıklarına
Hareket eder otobüs
Gardan
Alıp götürür memedi

İçi hasret dolu bir yürekle
Memleketinden
Acemioğlanocağına..

100 DOLARLIK DERS


200 kisilik salonda:

“Bu 100 dolarlik banknotu kim ister?” diye sordu.

Salonda eller tek tek havaya kalkmaya basladi.

“Tamam bu 100 dolari Icinizden birine verecegim, ama once lutfen izin verin bir sey yapayim” dedi ve banknotu burusturmaya basladi.

Tekrar sordu: “Hala kim istiyor?”

Salonda ayni eller havaya kalkti.

“Pekala, sunu yaparsam ne olacak bakalim?” dedi.

Banknotu yere atti ve ayakkabisinin altinda ezmeye basladi.

Bir sure sonra egildi ve parayi aldi. Banknot kirli ve burus burus olmustu.

“Hala isteyen var mi?” diye sordu.

Salonda eller tekrar havaya kalkti.

“Arkadaslar, sanirim hepiniz cok onemli bir ders ogrendiniz.

Paraya ne yaparsam yapayim siz hala onu istemeye devam ettiniz,cunku biliyordunuz ki bu banknot degerinden bir sey kaybetmedi.Hala 100 dolar degerinde bir banknot!”

Iste bunun gibi hayatinizda cok defalar verdigimiz kararlar yuzunden ya da karsi karsiya geldigimiz durumlar yuzunden yere duseriz, cigneniriz, ustumuz basiniz kirlenir, camur oluruz. Ama basimiza gelenler ya da gelecekler, ne olursa olsun degerimizi asla kaybetmeyiz. Kirli ya da temiz, burusuk ya da utulu olalim O na gore bizler hala paha biçilmeziz.

Nazım Hikmet – Aşk Üstüne

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan “Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?” diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, “Ama senin için şunu yaptım” derken o, “şunu yapmadın” diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. “Peki o ne yaptı” deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. “Acılara tutunarak” yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki…. Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası….

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…

Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin…..

Nazım HİKMET

Evliliği sakız yaptık

Ünlü sosyolog Ayfer Monolog’un araştırmalarına göre, evlilik “SAKIZ”a benzer. Çiğnemesini bilirsen iyi ve faydalı… Çiğnemesini bilmezsen can sıkıcı ve sinir bozucudur.

Peki, neden başka bir şeye değil de sakıza benzer?

İşte Monolog’un araştırmaları ile bulduğu 11 mantıklı cevap:

1. Çünkü sakız ne kadar faydalı ve eğlenceli olursa olsun gerekli değildir. Çiğnemesen de olur.

2. Sakız ilk zamanlar ağıza ferahlık verir hoş olur ama zamanla çürür ve tadı acılaşır.

3. Çürüyen sakız yapışkandır. Bulaştığı yerden temizlemek, ondan kurtulmak çok zor, bazen imkansızdır.

4. Sakızın ağızda bıraktığı tadı sadece çiğneyen bilir. Tatlı mı yoksa acı mı olduğunu başka kimse bilemez. Onlar sadece senin sakız çiğnediğini bilirler, o kadar.

5. Sakız çene kemiklerini güçlendirir. Evlilik de öyle… Sürekli tartışma ve bağrışma zamanla çiftlerin güçlü birer çene yapısına sahip olmasını sağlar.

6. Sakız çiğnerken başka bir şey yiyemezsin yoksa sakız bozulur…

7. Sakızın kağıdını açıp fikra veya falı okuduğunuzda çok eğlendirir gülersiniz. Ama bu çok kısa sürer. Evlilikteki balayına benzer.

8. Çam sakızı ya da hakiki damla sakızları vardır. Kolay kolay çürümezler çiğnendiği sürece zevk de verirler. İşte bu da aşk evliliği denen olaydır.

9. Sakız; sigarayı bırakmak ve abur-cubur yememek için tercih edilir.

10. Sakız çiğneme olayının gerçekleşmesi için ezmek ve çiğnemek gerekir.Evlilikte de kim dişliyse o ezer.

11. Sakız tokluk hissi verir. Karnın aç olsa da kendini tok
hissedersin.
alıntıdır.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.